Son Osmanlı Padişahı Vahdettin

Vatansever miydi ? yoksa Bir Hain miydi ?

Özen TOPÇU

Giriş:

 

  Son Osmanlı Padişahı Vahdettin; 19 oğlu, 22 kızı olan Abdülmecit’in

[1]

, padişah olan 4 oğlundan en küçüğüdür. 1861’de doğdu. 4 Temmuz 1918’de, ağabeyi Sultan Reşat’ın vefatı üzerine padişah ve halife oldu. 17 Kasım 1922’de, İngiliz Malaya zırhlısı ile Malta’ya gitti. Oradan bir ara Mekke’ye, ardından İtalya’nın San Remo şehrine geçerek oraya yerleşti. Burada 15 Mayıs 1926’da vefat eden sultanın naaşı Şam’a defnedildi.

  Biz bu makalemizde, yukarıda kısaca söz ettiğimiz Sultan Vahdettin’in beşinci ve son eşi olan Nevzad Hanım’dan bahsedeceğiz. Tabii Vahdettin denince ilk akla gelen soru, onun vatan haini olup olmadığıdır. Onun, vatanını terk edip bir İngiliz zırhlısına sığınması, bu kaçışta kendisine yardımcı olan İngiliz İşgal Kuvvetler Başkomutanı General Harrington’a, “Eşlerim sana emanettir.” demesi

[2]

, Osmanlıyı arkadan vuran Şerif Hüseyin’e sığınması gibi bir dizi olaylara, “Denize düşen yılana sarılır.” türünden sözler söylenebilir. Değerli araştırmacı, Prof. Dr. Salahi R. Sonyel, Vahdettin’in Atatürk ve Millî Mücadele ile olan ilişkilerini tamamıyla İngiliz arşivlerine dayanarak yazdığı eserinin ön sözünde: “Bu belgeleri okuyarak Vahdettin’in vatan haini olup olmadığına siz karar verin.” diyor.

[3]

 Ben bu kitabı iki kez okuyan biri olarak “Vahdettin vatan haini değildir.” diyorum. Onun bütün günahı, tahtının ve ülkesinin kurtuluşunun İngilizlerde olduğuna “Allah bir!” derecesinde inanması ve İngilizlere güvenme hatasına düşmesidir.

  İstiklal Marşı şairimiz Mehmet Akif’in ölüm yıl dönümü vesilesiyle, 27 Aralık 2014 akşamı bir TV kanalında güzel bir anma programı izledim. Yavuz Bülent Bakiler ve Mehmet Çelik hocalarımızı büyük bir heyecan, beğeni ve zevkle dinledim. Konuşmaların bir yerinde Prof. Dr. Mehmet Çelik, Elâzığ şivesiyle şunları söylemişti: “Bizim iki başbakanımız vardı. Bunlar; Tansu Çiller ve Mesut Yılmaz. Çiller, sabahları Yılmaz için, vatan hainidir der; akşam, Yılmaz, Çiller için, vatan hainidir, derdi. Aslında, ne Tansu Hanım ne de Mesut Bey vatan hainidir… Adam, pazardan alışveriş yapar, pazarcı iki meyveyi çürük koyar, evde bunun farkına varınca pazarcı için vatan haini der.” Hocamız bizlere vatan hainliğinin öyle o kadar basit ve ucuz olmadığını herkesin anlayacağı bir tarzda anlatmış oldu. 

Vahdettin Vatansever miydi ? Yoksa Bir Hain miydi ?

Vahdettin’in büyük bir vatansever olduğunu savunan yazarlar, özellikle İnternet sayfalarında şu olaya sıkça yer vererek onun vatanına olan sevgisinin yükseklik derecesini(!) anlatmaya çalışırlar. Efendim, Yıldız Sarayı’nda yangın çıktığında, yangını söndürenlerin yanına gelen Vahdettin, halktan ağlayanları görünce onlara, yaşaran gözleriyle “Benim vatanım ateş içinde, onun yanında bunun ne kıymeti var.” diye duygularını dile getirir. İşte, Vahdettin’in bu sözleri yazarlar tarafından her vesileyle her yerde tekrar edilir. Padişah bu sözleri gerçekten de söylemiş midir? Söylemiş de olabilir, onu tam olarak bilmiyoruz. Ama bildiğimiz bir gerçek varsa o da vatanın yangın yerine döndüğü bir zamanda, çocukluğunda geçirdiği hastalıklar nedeniyle kamburu çıkmış 61 yaşındaki bir padişahın, 18 yaşındaki bir kızla –Nevzad Hanım’la- Yıldız Sarayı’nda, 1 Eylül 1921’de yapılan görkemli bir düğün merasimi sonrası dünyaevine girmiş olduğudur.

  Tarihçi-Yazar Prof. Dr. Andrew Mango şunları yazıyor:

  “Taht boşaldığında, son padişahın maiyetindeki kişilerin saraydan ayrılması bir gelenekti. Harem dairesindeki kadınlar ya evlendirilir ya da akrabalarının yanına gönderilirdi. Vahdettin’in ağabeyi ve selefi olan V. Mehmet’in (Mehmet Reşat) hareminde 36 kadın vardı. Vahdettin tahta çıkmadan önce kendine ait bir hareme sahip değildi ve kardeşinin haremindeki 12 kadının kalmalarına izin verdi. Bunlardan biri, on dokuzuncu yaş gününü 1 Kasım 1922’de kutlayan Nevzad adlı bir genç kızdı. Vahdettin ülkeden ayrılmadan önce onunla evlendi… Padişahın birinci eşinden iki kızı olmuştu. İkinci eşinden 1922’de on yaşına basan ve 1944’de Kahire’de 32 yaşında ölen tek oğlu ve varisi Mehmet Ertuğrul olmuştu. Vahdettin’in eşlerinden bu üç kadın, İtalya’da sürgünde kendisine katıldı.”

[4]

Nimet Nevzad Hanım: (1902-1992)

 Sultan Vahdettin’in büyük aşkı denildiği zaman akla gelen isim Nimet Nevzad Hanım (1902-1992) olacaktır. Bartınlı yerli Abhazlardan Bahçıvan Şaban Efendi ile Hatice Hanım’ın kızları olan Nimet, İstanbul’da Mabeyinci Hüseyin Bey’in Vişnezade’deki evinde dünyaya geldi. 1913 yılında Sultan Reşat’ın sarayına alınmış, Reşat Han’ın ölümünden sonra Sultan Vahdettin’in sarayına nakledilmiştir.

[5]

 Saray adı Nevzad’dır.

[6]

 Vahdettin’le evlenmeden önce haremin en akıllı, aydın ve okumayı çok seven cariyesi idi.

[7]

 Nevzad Hanım pek güzel olduğundan kısa bir müddet sonra padişahın gözüne çarpmış ve çok geçmeden de zevcesi olmuştur.

[8]

Vahdettin, 1 Eylül 1921’de 18 yaşındaki Nevzad Hanım ile evlendiğinde ilk evliğinden olan kızları Ulviye Sultan 29, Sabiha Sultan 27 yaşında idiler.

[9]

  Dillere destan güzelliğe sahip olan Nevzad Hanım’la padişah, Boğaz’daki kayık sefalarına çıkar, sarayın bahçesinde –liseli âşıklar gibi- el ele gezintiler yaparmış.

[10]

 Nevzad Hanım’ın Yıldız Sarayı’ndaki hususi dairesinde Vahdettin’i saatlerce alıkoyması yüzünden padişahın randevularının bile iptal edildiği söylenir.

[11]

  Vahdettin, firar edip San Remo’ya yerleştiği zaman ilk etapta iki eşi, Nazikeda ve Müveddet Hanımlar yanına gitmişlerdi. Ardından diğer eşi Nevvare Hanım gitti. Ancak Vahdettin Nevvare’yi boşayarak Türkiye’ye geri gönderdi.

[12]

 Vahdettin’in tek arzusu, Türkiye’de kalmış olan Nevzad’ın San Remo’ya gelmesiydi. Sürekli mektuplar gönderiyor, onu ikna etmek için dinî duygularından yararlanmak istiyordu. Vahdettin’in eşleri arasında en dindarı Nevzad idi. Vahdettin’in hareminde görevli Rumeysa Aredba şunları yazar:

 

  “Nevzad Hanım, efendimizin haremleri arasında en dindar olanıydı. Nevzad Hanım Kur’an okur, namazını hiç aksatmazdı. Efendimiz bu son haremini daima el üstünde tutar, toz kondurmazdı.”

[13]

  Vahdettin’in gidişinden sonra yirmili yaşların başında yalnız kalan Nevzad Hanım, haremden ayrılıp sığındığı halası bir kaptanla evlendirilmek istenir. Sarayda muallimlik (öğretmenlik) yapan Safiye (Ünüvar) anılarında bu konuda şunları yazar:

  “Haydarpaşa Köşkü’nde ikametim esnasında bir gün Nevzad Hanımefendi halasıyla ziyarete geldiler. Kendisini çok sevdiğim için çok memnun kalmıştım. Bir aralık Hanımefendi (Nevzad Hanım) odadan çıkmıştı. Hanımefendinin halası bana: “Aman rica ederim. Sizi pek seviyor ve itimadı da çok. Sultan Vahdeddin İtalya’ya San Remo’ya çağırıyor. Henüz tahtı nikâhındadır. Gitmek istiyor. Şuna mâni olun, burada kalsın. Ben onu bir kaptana vereceğime vadettim.” dedi. 

  Safiye Hanım bir müddet sonra Nevzad Hanım ile odada baş başa kaldıklarında, Nevzad Hanım Vahdettin’in gönderdiği bir tomar mektubu ortaya döker. Mektuplarda çok şeyler yazılıdır: “Sen benim zevcemsin. İndallah (Allah katında) mesulsün.” diyor ve bu husustaki hadisişerifleri de ilave ediyordu.

  Safiye Hanım, fikri sorulunca şu cevabı veriyor: “Allah’ın ve Peygamber’in (SAV) emirlerini okuyan ben, bilafütur (beklemeksizin) “gitmelisiniz, indallah mesulsünüz, çünkü nikâhındasınız” dedim. Bu iyi öğüt Nevzad Hanımefendi’nin karar vermesini kolaylaştırdı. Halasının baskısını dikkate almadan yola düştü. Vicdan borcunu ödemek için kocasının yanında olmak zorundaydı”.

[14]

  Rumeysa Aredba, Nevzad Hanım’ın San Remo’ya gidişi konusunda şunları yazar:

[15]

  “Nevzad Hanım, efendimizin San Remo’ya gelmesi için yazdığı davetlerin hiçbirini kabul etmemişti. Fakat Nevvare Hanım’ın boşanma meselesi ortaya çıkınca Nevzad San Remo’ya gelmeyi kabul etti. Efendimiz çok sevinmişti. En çok sevdiği ve alâkadar olduğu haremiydi. Nevzad Hanım için hususî kabul düzenlendi. Geldiğinde villâda bir ziyafet verildi. Zat-ı Şahane’nin dairesine bitişik olan daire de Nevzad Hanım’a tahsis edildi.”

  Vahdettin, böylece ömrünün son iki yılını en sevdiği eşiyle geçirecek, Nevzad Hanım da onu mutlu etmenin huzuruyla rahatlayacaktı. Vahdettin âdeta gençleşmişti. Ancak bu sahte gençlik 16 Mayıs 1926’ya kadar zor dayanacaktı.

[16]

 24 yaşında gurbet ellerde dul kalan Nevzad Hanım Türkiye’ye dönecektir. 1928 yılında bir vapur kaptanı olan Ziya Seferoğlu’yla evlenmiş, ve iki çocuğu olmuştur. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olunca Nimet Seferoğlu adını almıştır. 1950’de Kahire’ye gittiği ve burada 4 defa haccettiği söylenir.

[17]

 Şahbaba adlı kitapta, Nevzad Hanım’ın açık renk hırkalı, koyu başörtülü, gözlüklü ve yaşlıca –nur yüzlü tonton teyze şeklinde- bir fotoğrafı yer alıyor. Fotoğrafın altında; “Sultan Vahdeddin’in son eşi Nevzad Hanım (Nimet Seferoğlu) 1974’te Anadoluhisarı’ndaki evinin penceresinde”

[18]

 açıklaması yer alıyor. Nimet Nevzad Hanım, 1992’de 90 yaşında İstanbul Göksu’da vefat etmiştir.

 

Nevzad Hanım’ın Düğünü

  Sultan Vahdettin’in ilk eşi Emine Nazikeda Başkadın Efendi’nin akrabası ve nedimesi (başhizmetkârı) olan Leyla Açba, Nevzad Hanım’n düğününü şöyle anlatır:

[19]

 

  “Düğün merasimleri başlamadan evvel Padişah, kızın ailesini saraya davet etmişti. Nevzad Hanım’ın babası Şaban Bey yaşamadığı için validesi Hatice Hanım, biraderi Salih Bey, zaten sarayda bulunan kız kardeşi Nesrin Hanım ve birkaç yakın akrabaları Yıldız Sarayı’na teşrif etmişlerdi. Hatice Hanım iltifatlarla, Nevzad Hanım’a yeni tahsis edilmiş olan ve saray parkında bulunan hususî köşkte ağırlanmıştı. O gün yemekler verilmiş ve akşama doğru kına gecesi yapılmıştı. Ertesi gün sabah erkenden, Zat-ı Şahane’nin diğer haremlerinin nedimelerinden birer kişi, yeni hükümdar haremi olacak hanıma şahitlik yapmak üzere çağrılmışlardı. Bu bütün Padişah izdivaçlarında uygulanan bir saray âdetidir. Zira Kadınefendiler, nedimelerin vekâletleri vasıtasıyla yeni ortaklarını kabul ederlerdi. Bu düğünde ben de melikemin

[20]

 vekâleti üzerine gitmiştim. Müveddet Kadın’ın vekâletini Bezminigâr Hanım, Nevvare Hanımefendi’ninkini ise Tercan Hanım yapmışlardı.

[21]

 

  Biz üç nedime resmî kıyafetlerimiz ile köşke teşrif ettik, saat sabahın yedisi idi. Derhâl içeri alınarak yeni hanımefendinin bulunduğu salona girdik. Nevzad Hanım uzun beyaz ipekten muhteşem bir gelinlik giymiş, başına pırlanta taşlı bir taç, boynuna da yine pırlantalı bir kolye takmıştı. Bu muhteşem gelinliği ile tıpkı bir peri gibi olmuştu, esasen hanımefendi pek güzel bir kızdı. Hemen kısa bir selâm vererek efendilerimizin selâmlarını tebliğ ettik, hanımefendi mukabelede bulundu. O esnada Hatice Hanım içeri girerek bizi yan odaya geçirdi. Binaenaleyh kahve takdim edildikten kısa bir müddet sonra baş hazinedar usta (kıdemli cariye) ve maiyeti köşke teşrif ettiler. Hazinedarlardan sonra Zat-ı Şahane’nin baş imamı ve onu müteakiben efendimiz ile iki harem ağası köşke vasıl olunca merasim başladı.

  Köşkün büyük salonunda Nevzad Hanım muhteşem gelinliği ile pek güzel bir kanepenin üzerinde oturuyordu. Başına o esnada beyaz renkten geniş ve uzun bir tül örttükleri için yüzü bu örtü altından pek belli olmuyordu. Zat-ı Şahane salona girer girmez bütün hanımlar ayağa kalktılar ve merasim nihayetine kadar hiç kimse oturmadı. İmam efendi kanepenin tam karşısında duruyordu ve efendimizi ilk selâmlayan o oldu. Sonra Padişah gidip kanepenin üzerine oturdu, Nevzad Hanım da efendimizin yanında yavaşça yer aldı. Bu esnada Anber ile Hayrettin Ağalar kanepenin sağ tarafına geçip ayakta durmaya başladılar. Biz üç nedime sol tarafta duruyorduk. Başhazinedar usta sol tarafta bizim yanımızda ayakta bekliyordu. 

  Nikâh kıyılmadan evvel ağalar şahit olduklarına dair yemin ettiler, biz nedimeler de efendimize vekâleten yeni hanımefendiyi kabul ettiklerine dair yemin ettik, sonra nikâh kıyıldı. Şimdi başhazinedar usta, Zat-ı Şahane’nin önünde diz kırarak elinde tuttuğu gümüş mahfazayı açarak içinde bulunan gümüş mührü yeni hanımefendinin eline koydu:

  - Sizi II. İkbal

[22]

 ilân ediyorum, inşallah hayırlı bir zevce ve saray için şerefli bir hanımefendi olursunuz, dedi.  

  Bu mührün üzerinde “İsmetlü II. İkbal Nevzad Hanımefendi Hazretleri” yazmakta idi.

  Bilâhare Zat-ı Şahane köşkü maiyeti ile beraber terk etti O gün akşama kadar vükelâ ve vüzera haremleri

[23]

köşke teşrif edip yeni hanımefendiyi selâmladılar. Akşam saat dokuza kadar bu şenlik böylece devam etti. Nevzad Hanım namına İstanbul’daki fakirlere yiyecek dağıtılmış, bazılarına da para yardımında bulunulmuştu…

  Düğünden üç gün sonra Zat-ı Şahane, Nevzad Hanım’a birinci rütbe şefkat nişanını ihsan etmiştir.”

Sonuç

Günümüzde, Vahdettin’in en fazla tartışılan yönlerinde biri de Samsun’a doğru yola çıkmadan önce kendisine vedaya gelen Mustafa Kemal Paşa’ya, “Paşa, paşa, devleti kurtarabilirsin!” sözüdür. Bununla neyi kastettiği sürekli bir tartışma konusu olmuştur. Konuyla ilgili olarak dipnotta birkaç eser zikredilmiştir.

[24]

 Bu tartışma daha uzun yıllar sürecektir. 

  Vahdettin için öne sürülen konulardan arasında, Yıldız Sarayı’ndan kaçarken, isteseydi tüm hazineyi ve değerli eşyaları yanında götürürdü, sözüdür. Evet, Vahdettin hazırlıklarını yaparken kendisinde bulunan hazineye ait çok değerli mücevher ve kıymetli eşyaları ilgililere tutanakla teslim etmiştir.

[25]

 Ancak kendisine ait paraları almıştır. Bu paranın 50 bin lira (veya 20 bin sterlin) olduğu söylenir.

[26]

 San Remo’da oturduğu 40 odalı köşkün yıllık kirasının 600, yanında çalışan hizmetlilerin aylıklarının 10 ile 30 lira

[27]

 arasında olduğu göz önüne alınırsa, Vahdettin’in parası ona ömür boyu yeterli idi.

[28]

 Vahdettin’in sefalet içinde ölmesini Turgut Özakman hocamız şöyle yorumluyor: “Biri ötekini tutmayan ifadeler. Çoğu inandırıcı değil. San Remo’daki villada yaşayan 40 kişinin yiyip içmesi

[29]

, 40 odalı köşkün kirası, 25 kişilik hizmetli kadrosunun aylığı, yaver Zeki’nin (Vahdettin’in kayınbiraderi) lükse, kadın ve kumara harcadıkları, Vahdettin’in bazı maceracılara yardım için verdiği paralar 50.000 lira kâğıt para ya da küçük bir cep harçlığı ile karşılamaz.”

[30]

  Biz bu çalışmamızda, Vahdettin’in tartışmaya açık olmayan yönünü, onun evliliklerinden birini ele almaya çalıştık. Bitirirken son bir not: Vahdettin, dördüncü eşi olan Ayşe Nevvare Hanım’ı (1901-1983) henüz 17 yaşında iken, 20 Temmuz 1918’de, -Osmanlı ordularının her cephede yenilmeye başladığı bir dönemde- tantanalı törenlerle, bu kez Dolmabahçe Sarayı’nda gelin etmişti.

[31]

 

 

 

  

 

 

 

 

 

 

 

 

KAYNAKÇA

 

Afife REZZEMAZE; Saraydan Sürgüne, Timaş Yayınları, İst. 2013.

Andrew MANGO; Sultan’dan Atatürk’e Türkiye, çev.: Cem Küçük, Pegasus Yay., İst. 2009.

Leyla AÇBA; Bir Çerkes Prensesinin Harem Hatıraları, L&M Yayınları, İst. 2004.

Lord KINROSS; Atatürk, Bir Milletin Yeniden Doğuşu, Türkçesi: Ayhan Tezel, 5. Baskı, 

  Sander Yay. İst. 1973.

Murat BARDAKÇI; “25 karılı ve 43 Çocuklu Abdülmecid’in Renkli Hayatını Bir de Benden

   Okuyun”, Habertürk Gazetesi, 20 Kasım 2011, Pazar.

Murat BARDAKÇI; Şahbaba, Pan Yayıncılık, 6. Baskı, İst. 1999.

Mustafa ARMAĞAN; Küller Altında Yakın Tarih, Timaş Yay., İst. 2006.

Naşit H. ULUĞ; Siyasî Yönleriyle Kurtuluş Savaşı, Milliyet Yayınları, İst. 1973, s. 325.

Nazım TEKTAŞ; Haremden Taşanlar, Çatı Kitapları, İst. 2011.

Necdet SAKAOĞLU; Bu Mülkün Kadın Sultanları, Oğlak Bilimsel Kitaplar, 4. Baskı, İst. 2008.

Rumeysa AREDBA; Sultan Vahdeddin’in San Remo Günleri, Timaş Yayınları, İst. 2009.

Salâhi R. SONYEL; Gizli Belgelerde Mustafa Kemal, Vahdettin ve Millî Mücadele, AAM.

   Yay., Ank. 2010.

Turgut ÖZAKMAN; Vahdettin, Mustafa Kemal ve Millî Mücadele, Bilgi Yay., 2. Baskı, İst. 

  1998.

Tr.wikipedia.org/wiki/Nimet-Nevzad-Hanımefendi

Yılmaz ÇETİNER; Son Padişah Vahideddin, Milliyet Yayınları, İst. 2005.

http://devlet.com.tr/makaleler/y126-VAHDETTIN_VE_GOZDESI_NEVZAD_HANIMEFENDI.html
Son Osmanlı Padişahı Vahdettin VE GÖZDESİ NEVZAD HANIMEFENDİ Vahdettin vatan hainimi Vahdettin kaçtımı tarih osmanlı padişah